13 Nisan 2026 Pazartesi
Gogullu Köyü'ne ziyaret
19 Nisan 2025 Cumartesi
Kitâbi anneliğe veda
"Yavru kurt, annesine büyük bir saygı besliyordu. O, et bulabiliyor ve de onun payını asla unutmuyordu. Üstelik o hiçbir şeyden korkmuyordu. Yavru bu korkusuzluğun tecrübe ve bilgiye dayandığını anlayamıyordu. Bu ona sanki gücün etkisi geliyordu. Annesi onun gözünde gücün simgesiydi; büyüdükçe bu gücü, onun gittikçe sertleşen pençe darbelerinde ve burnuna hafifçe dokunuşlarının yerini alan etkili diş darbelerinde hissediyordu. Bu yüzden de saygı duyuyordu annesine."
Hani her insanın yaşamında en az bir kez alnına hafif bir fiske vurup "Tabii ya! İşte bu!" dediği anlar olur ya, Jack London'ın “Beyaz Diş” kitabındaki bu satırlarla karşılaştığımda ben de "Tabii ya, ben daha hangi anneliğin peşindeyim?" diye sordum kendime. Ben bu satırlardaki gibi tatlı-sert anneliği seviyorum. Ben, Batılı pedagoglardan çevrilme, onların “fazlaca gelişmiş ülke” ikliminin yansıması bir dille biz gelişmemişlere(!) örnek gösterilen serinkanlı konuşma biçimlerinden hazzetmiyorum. Benim yavrumla ilişkimde, yavru kurdun annesine duyduğu saygı gibi saygı ve annenin yavruyu yola getirmek için onu ara sıra ısırdığı annelik gibi bir annelik var. Bu ilişkide yer yer atışma da var, taşkın sevgi de var. Yazımın başında belirttiğim hal üzere haddinden fazla bilgiyle içimi şişirince nefes alamıyorum, annelik sezgilerimi dinleyemiyorum. Zira o kadar çok -meli/ -malı sesleri fısıldaşıyor ki iki kulağımın arasında, o yöne mi döneyim, bu yöne mi gideyim şaşırıp kalıyorum. Oysa “Kurtlarla Koşan Kadınlar” adlı şahane eserinde Clarissa Estés sezgilerin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor:
"Bir anne, kızına kendi sezgisinin doğruluğuna güven duyma hissinden daha büyük bir kutsama veremez. Sezgi, ana babadan çocuğa en basit şu şekilde aktarılır: "Değerlendirme gücün iyi. Bütün bunların ardında gizlenmiş duran şeyin ne olduğunu düşünüyorsun?" Sezgiyi akılcı bir temeli olmayan, yanlış sonuçlara götüren bir yetenek olarak tanımlamak yerine, gerçekte ruh sesinin konuşması olarak tanımlamak daha doğrudur. Sezgi, gidilecek doğrultular arasında en çok işe yarayanları hisseder. Benliği koruma gücüne sahiptir, altta yatan motifleri ve niyetleri anlar ve psişede en az düzeyde parçalanmaya yol açacak olanları seçer."
Anne-babalıktan bahsederken habire kurtlardan dem vurdum ama son zamanlarda edebiyattan beslendiğim kadar pedagoji kitaplarından beslenmediğimi belirtmeliyim. Evet, suçumu itiraf ediyorum: Çocuk yetiştirme kitaplarından ve sohbetlerinden artık sıkılıyorum. Öte yandan uzmanlardan akıl almayı tamamen bırakamıyorum da. Ancak yeni hedefim onları daha az dinlemek, katılmadığım yerlerde de coşkuyla "Hadi canım sen de!" diyebilmek. Tam bu noktada, Cemal Süreya'nın “Sigarayı Bırakanın Şiiri” adlı kısacık şiiri aklıma geliyor:
Eskiden birinci işimdi sigara içmek
2. Çocuğumun yalnızca başkalarının yanında değil; baş başayken de haysiyetine saygı göstermek. Hatalı davranışı eleştirmek; ama şahsiyete dil uzatmamak.
7 Mayıs 2024 Salı
Camiler, iş makinaları ve karahindibalar
28 Ocak 2024 Pazar
Okuyana Övgü
Kulaklardı önce seslere kendini veren
Gözler boşluğa dikilirken.
Sahi neydi o çıtırtı kâğıt üzerinde
Eller kalemle dans ederken?
Kitaplar, tabelalar, ekranlarda akan yazılar…
Çağırıyorlardı onu ama nereye?
Bilinmez bir ordunun neferleriydi harfler
Yorulmaksızın geçit resmi yaparken.
İstiridye açılıp da fırlatıverince incisini okul
yollarına
Harflerin geçidine eşlik eder oldu küçük kız.
Çantası, matarası, defteri, kitabı tastamam
Katıldı eğitim kıtasının uygun adım günlerine.
Her harf bir ses vaat etti, sesler söze evrildi.
“Önce söz vardı!” diyen de oldu, “Oku!” diye
emreden de.
İki kapağın arasında karanlıkta kalan nice kelamı
Bir çift el havalandırdı, bir çift göz ışıtmaya
yetti.
Artık küçük kızı bekliyor kâğıdın üstündeki
serüvenler
O doymak bilmez bir iştahla hecelerken.
Doğru okuduğu her kelime bir zafer,
Her cümle bir sonrakini tutuşturan domino taşı.
SEVGİ GÖKÇE
25 Haziran 2023 Pazar
UFO anneden kızına sevgilerle
7 Ocak 2023 Cumartesi
10 Ocak 2019 Perşembe
Yeşilmişik...
14 Haziran 2018 Perşembe
2 yaşındaki gül fidanı
19 Haziran 2017 Pazartesi
1 yıl oldu bir minik İnci tanesi yeryüzüne düşeli
Besleyip büyütüp
Doğumuyla gönendiğim,
Varlığıyla kıvandığım,
Biricik kızım
İncime...
Tanrı, o sessiz şair, ruhuna üflemiş dizelerini,
28 Mart 2017 Salı
Mini masal: Geri dönüşüm
21 Aralık 2016 Çarşamba
Kendi sonsuzluğuma açılan 34. kapı
Bugün itibariyle sen teşrif ettin diye 33. yaşımı hemen unutuverecek değilim. Hele geçen yılın buhranlarını bir yağlı sicim gibi boynuna geçirmemiş de, zarif bir kolyeyi taşıyormuş edasıyla sırıtarak dolanışımı asla! Ülkem için zor bir yıl olduğu kadar benim için de zor bir yaştı vesselam. Ama zorluklara karşılık yeryüzünün İnci'sini ellerime bıraktı. Beni çokça düşündürdü, uğraştırdı, yordu ve tuttu ödüllendirdi, yani anne yaptı. Ne de olsa aramızda koca bir yılın hatırı var; o nedenle sevgili 33'ümü hayırla yâd edip onu "üç yüz otuz üüüüüüç!.." diye poz vererek uğurluyorum buradan.
Bu yıl, yüzüm benimle biraz daha fazla çizgi çizgi söyleşecek. Ne çok hayret ettiğimi, gülümsediğimi ve ağladığımı gözüme sokacak. Saçlarım desen... Çoktan hazırmış yaş almaya! Tepesi kelleşmiş bir adamın başının bir tarafına biriken saçları öbür tarafa atıp köprü kurarak kelini sakladığı gibi ben de bu yıl ustaca bir manevrayla aklarımı karalarıma boğdurarak saçımı deli rüzgarların marifetli ellerine bırakacağım.
![]() |
| Yakın gelecekteki olası görünümüm (karlar aynı yere yağmaya devam ederse saçımın alacağı hal budur!) |
![]() |
| Kızım (temsili) 😃 |
Küçük insanların büyük (!) dertleri bitmez. Çok dertlendiğimde Yaradan'ın işlerinden işkilleneceğime, dinlerim "Yıldız" türküsünü Erdal Erzincan'dan, yükümü indirir, alnımı siler, soluklanırım bir çeşme başında:
Yine bugün yaralandım
İndim etrafı dolandım
Tatlı canımdan usandım
Dön dön dön dön dön yâre doğru dön
8 Ağustos 2016 Pazartesi
Çocuklar, anneler, babalar
Fesuphanallah... Derler ya; dışına baktım yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe... Dışarıdan bu ebeveynler ne kadar iyi niyetli ve çocuklarının dandik bir tatil kitabı vasıtasıyla bile eğitsel gelişimine ne kadar önem veriyor gibi görünüyor. Ama bir de çocuğun gözlerindeki endişeyi okumak lazım. Ürkek bakışlarla, titrek bir sesle soru sorduğuna soracağına pişman olan bu kızcağızın hevesi budandı gitti işte! Yalnızca hevesi mi, benlik tasarımı da sizlere ömür. Ya bundan sonra karar alırken anne babasının onayını almadan, ağzının içine bakmadan adım atamayacak ya da bağımsızlığını söke söke elde etmek için savaşacak. Her iki seçenekte de Allah yardımcısı olsun.
Alp Er Tunga öldi mü?
Issız ajun kaldı mu?
Ödlek öçin aldı mu?
Emdi yürek yırtılur.
Aaaah dostlar ah, yırtılan yalnızca kâğıt olsaydı keşke... Neyse abartmayalım, fazla da arabesk sosa bulamayalım işi. O zaman için evet, "emdi yürek yırtılur" durumu yaşamıştık babamla. Hatta babam rakamları biraz daha büyütseydi yalnızca matematikten değil; babamdan da nefret edecektim. Allahtan babam iyi toparlıyordu vaziyeti. Kara kuru kızının sulu sulu ağladığını görünce sarılır ve böylece, dile getiremediği özrünü dolaylı olarak sunardı bana.
Araba kullanmam konusunda da sarsılmaz bir inadı vardı. Ne zaman reşit oldum, o zaman ehliyet almam için üsteledi; oysa ben hiç oralı değildim. Onun zoruyla ehliyet aldım, yine onun zoruyla yıllarca birlikte araba kullandık. Trafiğe çıkma konusunda anormal derecede korkaktım; paniğe kapıldıkça trafiğe çıkmaktan daha sakınır oldum, sakındıkça iyice tavşanlaştım. Ama adamda ne direnç varmış arkadaş; ben kaçak güreştikçe kontağı kapatır, "Hadi bakalım geç direksiyona" diye arabayı benim gibi bir acemiye gönül rahatlığıyla teslim ederdi. İyi ki etmiş. Matematik öğretiminde başarılı olamadı; ancak rahatlıkla araba kullanan bir kızı var artık. Peki matematik çalıştırırken sinirlenen adam, direksiyon dersinde farklı mı olacaktı? Asla. Şanına yaraşmaz bir kere. Her ne kadar yuvarlana yuvarlana çığa dönüşen sıfırlar, yırtılan kâğıtlar ve yürekler olmadıysa da, direksiyon derslerimiz de epey tantanalı geçmiştir.
Anne babalar kafalarındaki harika çocuğu ya da kendi minyatürlerini çocuklarında görmekten vazgeçse iyi olacak galiba. Bu hafta yaşam yolculuğunda ikinci ayını dolduracak kızım bile benden çok farklı. Rahmimde dokuz ay zorunlu misafirlik yaptı diye Sevgi'nin minyatürü olmak zorunda değil ki o! Bana benzemesini gerçekten istiyor muyum? Bana benzer yönleri olursa gururum okşanır; ama Yaradan salt Sevgi'nin egosu şişsin diye onca mesai yapıp onu yaratmış olmasa gerek.
Daha geçen hafta kızım ağlarken onu müzik terapisine alayım, klasik Türk müziğinden seçkin şarkılar dinleteyim dedim: "Bir ihtimal daha var", "Bir bahar akşamı rastladım size", "Olmaz ilaç sine-i sad pareme" (en sevdiğimdir). İçi bayıldı. Dur bakalım dedim, Tarkan'ı deneyelim bir de. Dinlettim "Kuzu Kuzu"yu. Sesi kesti. Başını da yeni yeni dik tutabiliyor ya, sanki oynak başıyla tempo tuttu Tarkan'ın kıvrak sesine: İşşşte kuzu kuzu geldim...
Yavrusunu kendi müzik beğenisine yanaştırmaya çalışan annenin dramını görüyorsunuz! Beethoven, Mozart, Dede Efendi, Erkan Oğur'u elinin tersiyle itip tercihini beyan ediyor bana kızım. Şaka bir yana, müzik dinlerken kızım rastgele susmuş veya rastgele ağlamaya başlamış da olsa, ben onun her adımının benimkinden farklı olacağına kendimi böyle böyle alıştırıyorum. Ve onun benden kopup kimliğini kendi kararınca inşa etmesinin benim de yaşamımı zenginleştirecek müthiş bir serüven olacağına cân-ı gönülden inanıyorum. Habire beni evet'leyecek, benim sevdiğim yemekleri sevecek, benim dinlediğim şarkıları dinleyecek, seçmesini istediğim mesleği seçecek, sevgilisini bana beğendirecek... Off ne sıkıcı yav. İçim daraldı. Ben kendimden bıkmışken ikinci bir Sevgi'yi hiç çekemem.
27 Haziran 2016 Pazartesi
İnci'nin ilk mektubu (ya da bir annenin hezeyanları)
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Saldır da büyü...
Babama gelince... Kocaman ellerinin arasında arşa yükseliyorum sanki. Eksik olmasın, benimle bir yetişkin gibi konuşan tek insan o ("N'oldu sana?" derken l harfini inceltmesini saymazsak). Diğerlerine bakıyorum; koca koca adamlar ve kadınlar seslerini cırlatarak, dudaklarını büzerek, şekilden şekle girerek benimle iletişim kurma çabasındalar. Neden böyle yapıyorlar, anlayamıyorum. Ayrıca anneannem, babaannem ve bazı teyzeler yüzüme bakarak mırıl mırıl bir şeyler söylüyorlar. Mırıltıları bitince yüzüme üflüyorlar. Bunun da ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok. Ancak sonundaki üflemeyle gelen serinlik, şu yaz sıcaklarında çok hora geçiyor.
19 Haziran 2016 Pazar
"İnci Dakikaları"
8 Mayıs 2016 Pazar
Kuzulama mevsimi
Yapacağın işin, kuracağın düşlerin, tarafında olduğun düşüncenin hakkını vererek, namusunu kurtararak yaşamaktır dünyaya gelişinin sırrı. Sana kutsal bir nefes üflendi. Geri dönüşü olmayan bir yaşam hakkı ve bu yaşam hakkını potasında eritebileceğin muhteşem bir güç de bahşedildi. Bu gücün, dünyanın her yerinde seninle aynı anda doğacak tüm arkadaşlarına eşit dağıtılacağını ama hepinizin bundan farklı oranlarda faydalanacağını ve bu durumun arkadaşlarının suçu olmadığını hep hatırla. Ben burada sana söz veriyorum: Uçurtmanı özgürce uçuracağız! Seni sen olmaktan vazgeçirecek, varoluşunu gerçekleştirmende yoluna takoz koyabilecek her türlü düşünce kalıbının öreceği tellerin karşısına dikildiğinde yanında ben de duracağım. Benim görüşlerim ve yürekten geldiğine inandığım inançlarım var ve bunlar "bana özgü"lüğünden ötürü benim için değerli. Seninle elbette hepsini paylaşacağım. Ancak bunları, salt ben doğru buluyorum diye, tartışmasız kabul etmene gönlüm razı olmaz. O muhteşem içsel gücünü devreye sokmayıp hazırın kolaylığına sığınman içime sinmez. Ben seni bir kez doğurduktan sonra isterim ki, her öğrendiğinle sen yeniden doğabilesin.
Karın duvarımı durmadan gıdıklayarak bugüne değin yabancısı olduğum bir dilde bana kendini ifade ettin. Ben de yüzünü görmeksizin, sesini duymaksızın da olsa, seninle zaten sohbet halindeydim. Bundan sonraki sohbetlerde seslerimiz çarpışabilecek. Çarpışmaların en güzeli!...











