Katledilen öğretmenler ve öğrencilerimizin anısına…
Okula başlayan çocukların ebeveynlerinden kopuş sahneleri az çok birbirine benzer. Çocuğun “elinden tutulur”, çocuk okul kapısına bırakılacakken kimisi ebeveynin elini sımsıkı kavrar, kendine doğru çeker ve feryat figan evine geri dönmek ister. Kimi çocuk ise geri dönüş olmayacağını çoktan kabullenmiştir ve elini artık yalnızca ebeveynin değil, okul arkadaşları ve öğretmeninin de tutacağını bilir. Belki ilk gün tanışmalar ve tokalaşmalar olur. Gözyaşları gizli veya açıktan silinir. Akan burunlar çekile çekile sınıflara girilir. Ve çocuklar öğretmenin ellerine emanet edilmiş olur.
Sınıfların kapısı kapanıp da öğretmen, analarının kucağından taze kopmuş çocuklarla baş başa kaldığında, onlara ilk öğrettiği kurallardan biri, söz almak için “parmak kaldırmak”tır. “Ellerini temiz tutmak” hayat bilgisinin bir konusudur. Kalemler tutulur, yazılar yazılır, “el işi” yapılır. Oyun oynanırken arkadaşlarla “el ele tutuşulur”. Dayanışmanın önemi anlatılırken “el ele vermek”ten bahsedilir. Özel günlerde büyüklerin “eli öpülür”.
Eve dönüş zili çaldığında çocuklar tozu dumana katarak dışarı fırlarken zihinlerinde bir okul temsili oluşmuştur. Her geçen gün simalar ve mekânlar daha âşina ve alışılır hale gelir; yani okul çocuğun gözünde “yaban el” değildir artık.
Okullarda hatıra fotoğrafları çektirildiğinde öğretmenin eli en az bir öğrenciye mutlaka dokunur. Hem öğrencilik yıllarımdan hatırladığım kadarıyla, hem bir eğitimci ve ilkokula giden bir çocuk annesi olarak hiçbir öğretmenin -istisnai bir durum yoksa- öğrencilerinin yanında onlara temas etmeden dikildiğini görmedim. Öğretmenin destekleyen eli, öğrencinin omzundadır. Hem bedensel hem ruhsal olarak çocuklara dokunur öğretmen ve dokunmak zorunda hissetmesinin doğal sonucudur bu. Ağlayanların gözyaşlarını silmesi, üstü başı dağılanların kıyafetlerini toparlaması, bahçede koşup oynarken düşenlerin yaralarına pansuman yapması, çocukların başını okşayıp sevmesi hep öğretmenin “görünmeyen el emeği”nin örnekleridir. Özcesi, birçoğumuzun omzunda en az bir öğretmenin eli, yüreğinde en az bir öğretmenin parmak izi vardır.
Şimdilerde “el” sözcüğü, okullara ilişkin haberlerde “şu kadar el ateş edildi” ifadesiyle yer buluyor. Bu içler acısı durumu, yine “el” ile açıklamak zorundayım: Okulların bu hale getirilmesinin en önemli sebebi, eğitimin ve öğretmenliğin “el üstünde tutulmaması”dır. Yıllardır farklı ağızlardan işittiğim “Hiçbir meslek edinemeyenler bari öğretmen olsun” cümlesinin toplumsal bilinçaltında köklenmesidir. Eğitim emekçilerine “el kaldırılması”na sosyopolitik nedenleri göz ardı edilerek tekil olay gözüyle bakılması ve neredeyse çekirdek çitlenerek seyredilmesidir. Ve en önemlisi, bunlara neden olan sorumluların desteklenmesi ve onların alkışlanmasıdır. Sonra da oy veren kimilerinin pişman olup "elim kırılsaydı da vermeseydim" demesi, bu kan gölünden bize yansıyan talihsiz bir deyimdir yalnızca...