Cemrelerin kolunda ilkbahar geldi!... Uyanışın, kıpırdanışın, silkelenişin, karlar boyunca yürüyüp tökezledikten sonra kuyruğu yeniden dik tutmanın mevsimi. Kışın kuru ayazının ardından rüzgarın çiçekçe kokulandığı zaman dilimi.
Yağmurlarla kendini duyuran ilkbahar, Eskişehir'de de dün gece aralıksız mesaideydi. Ben de onun bu çabasına hürmeten, bir buket Gülten Akın şiiri ve bu şiiri zarifçe kavramış müzikal aranjmanı gönderiyorum.
Yağmurlu günlere yakışan şiir ve Suavi'nin sesinden yağışı:
Nazım Hikmet'in bestelenmiş onlarca şiiri var; fakat Hiroşima'da ölen çocuklara yazdığı şiir bugünler içindaha anlamlı... İki farklı bestesini dinleyeceksiniz: Zülfü Livaneli'nin ezgisi daha çok bilinir ve nedense Ruhi Su'nunki biraz yabana atılmıştır. Oysa Ruhi Su, Zülfü Livaneli gibi sayısız müzisyeni beslemiş gür bir ırmaktır...
Ressam oluşundan mıdır; Bedri Rahmi Eyüboğlu, kalemini adeta paletine batırarak yazar şiirini. Onun şiiri sümsük, sönük, grimsi değildir. Yeşilin en eriği, mavinin en denizi, kırmızının en narı, sarının en balı onda; ıtırlı, çıtır çıtır, cayır cayır, fokur fokur, gürül gürül bir söz çağlayanıdır onunki. Kilimli, türkülü, İstanbul'lu, Yunus'lu, Lorca'lı, Aşık Veysel'li, sevdalı ve tabii ki Karadut'lu...
Karadut şiiri onun en bilinen şiiri dersem yanılmam sanırım. Karadut'u ilk okuduğumda "bunun ezgisi yapılamaz, kendisi ezgi zaten" diye düşünmüştüm ama Cem Karaca da feryadı andıran okuyuşuyla şiiri daha da yükseltmiş sanki! Birinin "Karadut"u olma düşü bile sıcacık iken, şiirin bestelenip okunması iyice yakıcı olsa gerek ki bu şarkı iz bırakıyor ruhumda...
Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın ağulum Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın.
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.
Sivas katliamında yitirdiğimiz Behçet Aysan'ın "Dört Eflatun Şiir" inden Bir Eflatun Ölüm şiiridir yukarıdaki. Aşağıdakiler ise onun iki farklı müzikal yorumu...
Bundan böyle "Besteli şiirler" başlığı altında güzel şiirlerin kitap yapraklarından notalara kanat çırpışına kulak vereceğiz. Klasik Türk müziğinden, pop, rock ve türkü formundaki ezgilere kadar. Kimi besteler "iyi ki bestelenmiş" dedirtebilir, kimileri de "şiire dokunulmasaydı iyiydi". Sonuç ne olursa olsun, müzikle edebiyatın kucaklaşmasından payımıza çok şey düşüyor. Bildiğimiz şiirlerin bestesini duyacak olmak heyecan veriyor, bilmediğimiz şiirleri ise bu sayede öğrenmiş oluyoruz. Müzik dinlemek de cabası. Hangi türde olursa olsun.
İlkler özel olmalı diye düşünürüz ya, ben de hangi şairle başlasam diye çok düşündüm. Sonra aklıma komik bir fikir geldi. Maçların, açılışların, toplantıların başında İstiklal Marşımız okunur; e ben de onun şairiyle başlayayım istedim: Sayın dinleyiciler, şimdi güftesi Mehmet Akif Ersoy'a, bestesi Zeki Üngör'e ait olan... Durun durun, kaçmayın! Evet, Mehmet Akif'le başlangıcı yapacağız; fakat İstiklal Marşımızı zaten herkes biliyor. Malûmu burada tekrar etmeye ne gerek var? Aşk dolu dizelerin de şairi olan Mehmet Akif'in "Gece"sinden bir bölüm: Ezelden âşinânım ben. Beste: Şerif İçli. Okuyan: Münip Utandı. Ezelden âşinânım ben, ezelden hem-zebânımsın; Beraber ahde bağlandık, ne olsan yâr-ı cânımsın; Ne olsam zerrenim, kalbimde hâlâ çarpar esrârın; Gel ey cânan, gel ey can, kalmasın ferdâya dîdârın.